Thatcher'i Kimler Örnek Almıştır?

Akademi haftamızın beşinci gününün altıncı içeriği ve beşinci içeriğin devamı olan bu içeriğin konumu Thatcher'i örnek olan hükümetlerdir. Thatcher'i kimler örnek almıştır? Örgütlü taraftar düşmanlığı nedir? Tv, medya ve Thatcherizm arasındaki ilişki nasıldır? Gibi soruların cevabını bu içeriğimizde bulabilirsiniz.

 Mısır’da Port Said'
 Mısır’da Port Said'


Thatcherizm’i örnek alan hükümetlerin örgütlü taraftara düşmanlığı 

1 Şubat 2012’de Mısır’da Port Said'in El - Masry ve Kahire'nin El – Ahly takımları arasında, yine lokal kolluk kuvvetlerinin de dahil olduğu ve siyasi arka planının olduğu konuşulan olaylarda 74 kişi stadyumda, 16 kişi ise Kahire sokaklarına taşan çatışmalarda hayatını kaybetti. 12 Mayıs 2012’de, bu olaydan birkaç ay sonra, Kadıköy’de Fenerbahçe taraftarları ile polis arasında yaşanan çatışmalar hala akıllarda.

Bu olaydan sonra Başbakan Recep Tayyip Erdoğan televizyonlarda taraftarları terörist ilan etti. Olayların, polisin taraftarların üzerine uzun sopalar atması sonrası çıktığı görüntülerle ispatlanmasına rağmen basının ve toplumsal önyargının da yardımıyla konu “yenilgiyi hazmedememek” diye daraltıldı. Oysa o gün statta olanlar, polisin koridorlarda halkın üzerine kilitlenmiş demir kapılar ile gaz bombası arasında seçim yapmak zorunda bıraktığını biliyor.

Spor da Şiddet
Spor da Şiddet
Tüm bu olayların üzerine, devlet bu teröristlerin haddini bildirmek üzere, polisin bile örgütlü taraftarlara zaman zaman ifade ettiği gibi, “anormal güçlerle” donatılmış 6222 sayılı Sporda Şiddet Yasası ile örgütlü taraftarlığı yok ediyor. Görülüyor ki, Margaret Thatcher ölmüş olsa da, başta Türkiye olmak üzere, popülizmi ve muhafazakar demogoji teerimlerini iyi kullanan ülkelerin yöneticileri benzer söylemleri, nedenleri kullanarak, devletin ağırlığını toplumun kendi istedikleri belirli alt kültür alanlarında hissettirmeye, bu alanları yok etmeye devam ediyor.

Bizim gibi bir avuç alt kültür takipçisi ise, devletin ve toplumsal çoğunluğun el yapımı, birer öykü anlatan pankartlar yerine reklam tabelalarının gelmesine, fişlemeden başka bir anlamı olmayan elektronik bilet uygulaması getirilirken karaborsanın en büyüğünü yapan Bilet Satış Şirketlerine dokunulmamasına, futbolda şiddetten şikayet eden devlet adamlarının her fırsatta sporda milliyetçiliği övmesine ve sporun milliyetçi taraftarlarını ve bölgelerin spor kulüplerini birer oy deposu diye kullanmasına şaşırmakla yetiniyoruz.

Blues Grubu

Devletler, özellikle muhafazakar hükümetler, örgütlü taraftarlık ve ait oldukları alt kültürlerin kendi öykülerini anlatmasını istemiyor. Çünkü farklı renkler, farklı öyküler, kendi algı sınırlarının ötesinde güzelliklere işaret ediyor. Algılayamadıklarına saldıran her hayvan gibi, tüm alt kültürlere saldırıp öldürmeyi tercih ediyorlar. Blues, 400 yıllık geçmişi olan ve temeli Afrika'ya dayanan, bir müzik türüdür.

Kökleri Afrika'da bulunan blues, 17. yüzyıldan itibaren Afrika'dan getirilen kölelerin tarlalarda çalışırken söyledikleri hüznü, umudu, özgürlüğü ve derin acıyı anlatan şarkılardan doğmuştur. 1800’lerin başında köle ticareti oldukça yaygındır, ve Avrupalılar, Afrika’ dan topladıkları zencileri, önce Avrupa’ya oradan da Amerika’ya götürüp satmaktadırlar. Zenciler son varış noktaları olan Amerika’ya gelmeden önce, Portekiz, İspanya, Fransa başta olmak üzere Avrupa ülkelerine götürülmüşlerdir.

Siyahi Caz Şarkıcıları
Siyahi Caz Şarkıcıları
Dolayısıyla buralardaki kültürden etkilenmişlerdir. Örneğin Gitarla tanışmalarının bu zamanlarda olduğu sanılmaktadır. Bilindiği gibi, kölelik insan vasfına uygun olmayan bir durumdur ve zenciler tüm dünyada senelerce bu sıfatla kullanılmış, insanlık dışı muamelelere maruz kalmışlardır. Fakat beyazların tutumu bu konuda senelerce değişmemiş, hatta zencilerin insan olup olmadıkları dahi tartışılmıştır.

Zencilerin genetik özellikleri bir yana dursun, müziğe olan yakınlıkları işte bu kölelik dönemine bağlıdır. Köleliğin sona ermiş olmasına rağmen günümüzde dahi hala 2. Sınıf insan muamelesi görmemeleri düşündürücüdür. Zenciler hala çalışmakta zorlanmakta, kimi ibadethanelere girememekte, kimi okullarda okuyamamakta ve hatta kimi mahallelerde gezememektedir. Günümüzde bile bu koşullar var iken, 1700’lerde zenci toplumunun müzikten başka yapacak bir işi olamayacağı açıkça görülmektedir.

DELTA BLUES
DELTA BLUES
O dönemlerde kendilerine ayrılan kümes, ahır, tavan arası vb. yerlerde, çektikleri acıyı dışa vurmak için müzik yolunu seçmişlerdir. İlk zamanlarda kapılara vurarak ritim tutmuş, sonraları harmonika ve gitarla tanışmışlardır. Zencilerin Hıristiyanlaşmadan önceki dönemde yaptıkları müziğe DELTA BLUES, denir. Bu tür. Hiçbir ölçü, birim ve nota kullanmaksızın, ağıt şeklinde icra edilmiştir.